Hainler-Alimler, İyiler-Kötüler

20 Kasım 2014, Perşembe, 3:01 | İlhan Aydın | Bu yazıyı 0 kişi okudu | 0 yorum
Hainler-Alimler, İyiler-Kötüler Sapla samanın ayırt edilmediği günümüz toplumu o kadar biçare duruma getirildi, adeta şaşkına döndürüldü. Bunda uydurma ata sözleriuydurma özdeyişler, bir takım zehirli sarmaşıklar toplumu o kadar sardı ki, yapımız gereği bize sarılanı dost bildik, yolundan gittik. Hayatında hiç yalan söylemeyen biri yalanı bilmeyen özgüveni olan birisi yalan söylenmesini saçma bulur. Ki masumları kandıracak […]

Hainler-Alimler, İyiler-Kötüler

Sapla samanın ayırt edilmediği günümüz toplumu o kadar biçare duruma getirildi, adeta şaşkına döndürüldü. Bunda uydurma ata sözleriuydurma özdeyişler, bir takım zehirli sarmaşıklar toplumu o kadar sardı ki, yapımız gereği bize sarılanı dost bildik, yolundan gittik. Hayatında hiç yalan söylemeyen biri yalanı bilmeyen özgüveni olan birisi yalan söylenmesini saçma bulur. Ki masumları kandıracak tüm günahların babasıdır, tüm günahlarınörtüsüdür yalan. Yalan söylemeden günah, suç ve suçlar işlenebilir ama asla hiç bir suç, hiçbir kötü niyet yalansız saklanmaz.

Mark Sykes, anılarını anlattığı kitabında Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu’da yapmış olduğu gezilerde insanlar hakkında önemli tespitler yapmıştır. Yaptığı en önemli tespit; insanların din, ırk yapılarına göre davranışlarıdır. Türk olarak tanımlanan kişilerin kişilik özellikleri bakımından son derece misafirperver, yalan nedir bilmez, asil insanlar olduğunu söyler. Kaldı ki Osmanlıİmparatorluğunu bizzat parçalamak üzere emperyalist emellerle gönderilmiş birisinin parçalamak üzere geldiği olumlu izlenimlerinin olması oldukça manidar…

Bu kişinin doğru söylediği kabul edilirse Cumhuriyet yılları olumlu özellikleri bulunan bu güzel insanlara olumsuz yansımış denebilir. Hep düşünmüşümdür. “Devletin malı deniz” ile başlayan “Burası Türkiye, Bana dokunmayan yılan, Timur ve Fil ” gibi aslında toplumun yapısını bozma amacı taşıyan, “Benim memurum işini bilir” ile devam eden hap zehirler…

Toplum yapısı bozulduğu günümüzde herkes bir şekilde sistemin açıklarından faydalanmak ister oldu. Öyle ki, Antalya’da kaçak kat çıkmak isteyen Alman zabıtaya saldırdı gibi ilginç, ilginç olduğu kadar trajikomik haberlere rastlamak sıradan bir olay haline geldi. Düşünün ki Almanya hukuk kuralları bakımından en katıülkelerden biri. O ülkede, sözüm ona o disiplin ile yetişen biri ülkemize gelince kural tanımaza dönüşebiliyor. Peki başa dönersek, İmparatorluklar kurmuş atalarımız elin oğlunun anlayışıyla ilimde, fende, insani kıstaslar bakımından zirvedeyken biz nasıl oluyor da böyle bir karmaşa haline sokulduk. Bu atasözlerini, sözüm ona vecizeleri dilimize kim kazıdı. Çok değil, yirmi yılönce yazılan eserlere yabancı olduk. Atalarının dinini yaşayan bir toplum nasıl olur da atalarının dininden başka bir şeyi almaz. Kimdir bu milletin üzerine rehavet tozunu serpen, kimdir memuru, amiri, rüşvet çarkının içine sokan. Kimdir bu milleti kardeşine yan gözle bakmaya ikna eden, kimdir bu millete töre diye bir avuç gayri ahlaki insanların hayatlarını model hayat diye sunan, kimdir Hacı Bektaşların, Hacı Bayramların yerine Ankaralı bilmem ne kişilerini model diye sunan. Böyle gelmiş böyle gider mantığını sokan, “cı”, “Cu”, “ci” eklerini hayatımıza monte eden zatlar, üniversitenin düşünme, düşünce yapısını, vatana ihanet için kullananlar, dille oynayarak töresini bozanlar, alim geçinen zalimler, avlarını hazırlayıp kuzu postuna bürünmüş aç kurtlar, alim geçinen ancak tebaasının dişinden tırnağından artırdıklarını iç eden inanç katilleri. Sizleri tanıyorum ve zekanıza hayranım.

YORUM YAZ



2 + 2 =

Henüz yorum yapılmamış.